
Tiroid nodülü saptanması, her zaman kanser anlamına gelmez. Tiroid nodüllerinin büyük bölümü iyi huyludur ve yalnızca düzenli takip gerektirir. Ancak bazı nodüllerde ultrason özellikleri, büyüme şekli veya biyopsi sonucu nedeniyle ameliyat gündeme gelebilir.
Tiroid bezi, boynun ön tarafında bulunan ve vücudun çalışma hızını düzenleyen hormonlar üreten bir organdır. Tiroid dokusu içinde, çevresinden farklı görünen oluşumlara tiroid nodülü adı verilir.
Nodüller tek olabileceği gibi tiroid bezinin farklı bölgelerinde birden fazla da bulunabilir. Bazıları tamamen katı yapıdadır, bazılarının içinde sıvı bulunur. Kistik olarak tanımlanan bu nodüllerin büyük bölümü iyi huyludur.
Tiroid nodülleri oldukça yaygındır. Özellikle kadınlarda, ileri yaşlarda ve ailesinde tiroid hastalığı bulunan kişilerde daha sık görülür. Günümüzde ultrason incelemelerinin yaygınlaşmasıyla küçük nodüller de kolayca fark edilmektedir.
Nodülün saptanması tek başına hastalık göstergesi değildir. Önemli olan nodülün doğru yöntemlerle değerlendirilmesidir.
Hayır.
Tiroid nodüllerinin çoğu iyi huyludur. Güncel kılavuzlar, nodüllerin önemli bölümünün belirti vermediğini ve herhangi bir tedavi gerektirmediğini belirtmektedir. Küçük ve şüpheli görünümü bulunmayan nodüller çoğunlukla ultrasonla takip edilebilir.
Bir nodülün tehlikeli olup olmadığını yalnızca büyüklüğüne bakarak söylemek mümkün değildir. Küçük bir nodül şüpheli ultrason özellikleri taşıyabilir. Buna karşılık oldukça büyük bir nodül tamamen iyi huylu olabilir.
Bu nedenle değerlendirme sırasında nodülün boyutu kadar şekli, sınırları ve iç yapısı da önemlidir. Kireçlenme odakları, kanlanma özellikleri ve çevredeki lenf düğümleri birlikte incelenmelidir.
Hastanın yaşı, aile öyküsü ve daha önce boyun bölgesine radyasyon uygulanıp uygulanmadığı da değerlendirmeyi etkiler.
Tiroid nodüllerinin çoğu herhangi bir belirti oluşturmaz. Nodül genellikle muayene sırasında veya başka nedenle yapılan ultrason incelemesinde fark edilir.
Büyük nodüller boyunda dolgunluk veya şişlik oluşturabilir. Bazı hastalar yutkunurken boğazlarında takılma hisseder. Nefes almakta zorlanma veya boyunda baskı hissi de ortaya çıkabilir.
Ani büyüyen nodüllerde ağrı gelişebilir. Bu durum bazen nodülün içine kanamaya bağlıdır. Ancak hızlı büyüme mutlaka ayrıntılı değerlendirilmelidir.
Yeni başlayan ve geçmeyen ses kısıklığı önemlidir. Boyunda sert, hareketsiz bir kitle veya büyümüş lenf düğümü bulunması da gecikmeden araştırılmalıdır.
Nodül fazla hormon üretiyorsa çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve ellerde titreme görülebilir. Bu nodüllere halk arasında “sıcak nodül” adı verilir.
İlk aşamada hastanın öyküsü dinlenir ve boyun muayenesi yapılır. Nodülün ne zaman fark edildiği ve büyüyüp büyümediği öğrenilir. Ailede tiroid kanseri bulunup bulunmadığı sorgulanır.
Kan tetkiklerinde öncelikle TSH değerine bakılır. Gerektiğinde serbest T4, serbest T3 ve tiroid antikorları değerlendirilir. TSH düşüklüğü varsa nodülün hormon üretip üretmediğini anlamak için tiroid sintigrafisi gerekebilir.
Ancak normal tiroid hormonları, nodülün kesinlikle iyi huylu olduğunu göstermez. Kan değerleri normal olduğu hâlde tiroid kanseri bulunabilir. Bu nedenle ultrason incelemesi temel değerlendirme yöntemidir.
İyi yapılmış bir tiroid ultrasonu yalnızca nodülün çapını ölçmez. Nodülün yapısını, sınırlarını, şeklini ve şüpheli odaklarını gösterir. Boyundaki lenf düğümleri de aynı incelemede değerlendirilmelidir.
Katı yapıdaki, belirgin şekilde koyu görünen veya sınırları düzensiz olan nodüller daha dikkatli değerlendirilir.
Nodül içerisinde küçük kireçlenme odakları bulunması önemlidir. Tiroid kapsülüne doğru uzanım veya kapsül dışına taşma şüphesi de biyopsi kararını etkileyebilir.
Boyunda normal görünümünü kaybetmiş lenf düğümleri saptanması önemli bir bulgudur. Böyle bir durumda yalnızca tiroid nodülünden değil, şüpheli lenf düğümünden de biyopsi alınabilir.
Ultrason raporlarında TIRADS veya EU-TIRADS şeklinde bir risk sınıflandırması görülebilir. Bu sınıflandırma, nodülün ultrason özelliklerine göre risk düzeyini ifade eder.
Ancak TIRADS bir kanser tanısı değildir. Biyopsi gerekip gerekmediğine karar verilmesini kolaylaştıran bir değerlendirme sistemidir.
Her tiroid nodülünden biyopsi alınmaz. Biyopsi kararı, nodülün ultrason görünümü ve büyüklüğü birlikte değerlendirilerek verilir.
Şüpheli ultrason bulguları taşıyan nodüllerde daha küçük çaplarda biyopsi gerekebilir. Düşük riskli ve süngerimsi yapıdaki nodüller ise daha büyük olsalar bile izlenebilir.
Genel olarak yüksek şüpheli görünüm taşıyan bir santimetre ve üzerindeki nodüllerde biyopsi düşünülür. Orta riskli nodüllerde sınır biraz daha yüksek olabilir. Düşük riskli nodüllerde biyopsi için daha büyük çaplar beklenebilir.
Bununla birlikte bunlar değişmez kurallar değildir.
Şüpheli lenf düğümü, aile öyküsü veya çocukluk döneminde radyasyon öyküsü kararı değiştirebilir. Nodülün soluk borusuna veya ses sinirine yakınlığı da önem taşır.
Ultrason eşliğinde ince iğne aspirasyon biyopsisi, genellikle poliklinik koşullarında yapılabilen güvenli bir işlemdir. Genel anestezi gerekmez. İşlem sonrasında hasta günlük yaşamına devam edebilir.
Prof. Dr. Serdar Kaçar ile hemen görüşün.
Tiroid biyopsisi sonuçları çoğunlukla Bethesda adı verilen sistemle sınıflandırılır. Bu sistem altı temel gruptan oluşur.
Bethesda I, örneğin değerlendirme için yetersiz olduğunu gösterir. Biyopsinin ultrason eşliğinde tekrarlanması gerekebilir.
Bethesda II sonucu iyi huylu nodülü ifade eder. Bu hastalarda genellikle ameliyat gerekmez. Nodül, ultrason özelliklerine göre belirlenen aralıklarla takip edilir.
Bethesda III ve IV sonuçları belirsiz gruptadır. Bu durumda biyopsi tekrarı, moleküler inceleme veya ameliyat seçenekleri değerlendirilebilir. Karar her hasta için ayrı verilmelidir.
Bethesda V sonucu kanser şüphesinin yüksek olduğunu gösterir. Bethesda VI ise kanserle uyumlu sonuçtur. Bu iki grupta ameliyat çoğunlukla temel tedavi seçeneğidir.
Biyopsinin iyi huylu gelmesi değerli bir bilgidir. Ancak ultrason görüntüsü ile biyopsi sonucu birbiriyle uyumlu olmalıdır. Amerikan Tiroid Birliği, iyi huylu biyopsiye rağmen takip ultrasonlarının önemini vurgulamaktadır.
Takip aralığı her hasta için aynı değildir. Nodülün ultrason risk sınıfı, boyutu ve önceki biyopsi sonucu dikkate alınır.
Şüpheli özelliği bulunmayan nodüllerde kontrol aralığı daha uzun tutulabilir. Şüpheli görünümü bulunan nodüller daha yakın takip edilir. Kontrollerde yalnızca birkaç milimetrelik değişikliklere bakılmaz. Nodülün hacmi ve iç yapısındaki değişiklikler birlikte değerlendirilir.
Nodülün büyümesi tek başına kanser anlamına gelmez. İyi huylu nodüller de zaman içerisinde büyüyebilir. Ancak belirgin büyüme veya yeni şüpheli özellik oluşması, biyopsinin tekrarlanmasını gerektirebilir.
Hastanın nefes alma veya yutma şikâyetlerinin başlaması da tedavi planını değiştirebilir.
Biyopside tiroid kanseri saptanması, ameliyatın en önemli nedenidir. Kanser şüphesinin yüksek olduğu biyopsi sonuçlarında da cerrahi tedavi gündeme gelir.
Belirsiz biyopsi sonuçlarının tekrarlaması ameliyat nedeni olabilir. Özellikle ultrason görünümü de şüpheliyse yalnızca takip yeterli olmayabilir.
Biyopsisi iyi huylu olsa bile büyüyen ve baskı oluşturan nodüllerde ameliyat gerekebilir. Yutma güçlüğü, nefes darlığı veya boyunda belirgin şişlik cerrahi kararı destekler.
Fazla hormon üreten nodüllerde ilaç, radyoaktif iyot veya cerrahi seçenekleri değerlendirilebilir. Büyük nodüllerde ve eşlik eden çok nodüllü guatr varlığında ameliyat daha uygun olabilir.
Nodülün büyüklüğü tek başına otomatik ameliyat kararı anlamına gelmez. Fakat büyük nodüllerde biyopsinin temsil gücü, baskı belirtileri ve hastanın endişeleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Ameliyat kararı verilirken tiroid bezinin bir lobunun mu, tamamının mı çıkarılacağı belirlenir. Bu karar nodülün sayısına, yerine, biyopsi sonucuna ve kanser riskine göre değişir.
Tiroid kanserlerinin büyük bölümü, diğer birçok kansere göre daha yavaş seyirlidir. Özellikle papiller tiroid kanserinde uygun cerrahi tedaviyle oldukça başarılı sonuçlar alınabilir.
Biyopsiyle tiroid kanseri kesinleştiğinde temel ve kalıcı tedavi çoğunlukla cerrahidir. Seçilmiş, çok küçük ve düşük riskli papiller kanserlerde aktif izlem güncel kılavuzlarda bir seçenek olabilir. Ancak bu yaklaşımı kişisel tecrübeme dayanarak ben uygun bulmuyorum.
Kanserli nodülün ameliyatsız yöntemlerle ortadan kaldırılmaya çalışılması dikkatle ele alınmalıdır. Radyofrekans veya mikrodalga ablasyon, esas olarak iyi huylu olduğu kanıtlanmış ve şikâyet oluşturan seçilmiş nodüllerde kullanılabilir. Kanser tanısı bulunan bir hastada standart cerrahi seçeneği göz ardı edilmemelidir.
Tiroid bezi, ses tellerini hareket ettiren sinirlere ve paratiroid bezlerine çok yakın konumdadır. Bu nedenle ameliyat ayrıntılı anatomi bilgisi ve deneyim gerektirir.
Cerrahi sırasında ses sinirlerinin korunması temel amaçlardan biridir. Sinir monitörizasyonu, sinirin bulunmasına ve işlevinin kontrol edilmesine yardımcı olabilir. Ancak teknolojik cihazlar cerrahi deneyimin yerini tutmaz.
Paratiroid bezlerinin korunması da önemlidir. Bu bezler kandaki kalsiyum seviyesini düzenler. Ameliyatın kapsamı, hastalığın özelliklerine göre gereksiz doku kaybından kaçınılarak planlanmalıdır.
Tiroid cerrahisi konusunda değerlendirme yapılırken yalnızca nodüle değil, hastanın tamamına bakılmalıdır. Eşlik eden obezite, diyabet veya diğer sağlık sorunları ameliyat hazırlığını etkileyebilir. Gerektiğinde kilo yönetimi tedavileri ameliyat öncesi sağlık planının bir parçası olarak ele alınabilir.
Sonuç
Tiroid nodüllerinin çoğu tehlikeli değildir; doğru ultrason, gerektiğinde biyopsi ve kişiye özel takip, gereksiz endişeyi ve gecikmiş tedaviyi önler.
Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi için doktorunuza başvurunuz. Prof. Dr. Serdar Kaçar tarafından tıbbi olarak incelenmiş ve onaylanmıştır.
Kaynaklar
Prof. Dr. Serdar Kaçar ile hemen görüşün.