


Zayıflama iğnesiyle kilo vermeye başlayan bir hastayla konuşurken benim için ilk mesele tartıda kaç kilo eksildiği değildir. Daha çok şuna bakarım: Bu kilo nasıl veriliyor ve bu süreç hastanın hayatında gerçekten neyi değiştiriyor?
Çünkü yıllardır kilo problemi yaşayan insanların büyük bölümü aslında kilo vermeyi daha önce de başarmıştır. Diyet yapmış, spor yapmış, birkaç kilo vermiş, sonra tekrar almıştır. Asıl zor olan çoğu zaman kilo vermek değil, verilen kiloyu koruyabilmektir. Zayıflama iğnelerinin sağladığı fırsata biraz da bu açıdan bakıyorum.
Tedaviye başladığımızda hastalarım doğal olarak kilolarını yakından takip ediyor. “Hocam bu hafta iki kilo verdim.” “Bu hafta sadece yarım kilo gitti.” “Geçen hafta hiç kilo veremedim.” Bunları çok sık duyuyorum. Ben ise tek bir haftaya bakarak karar vermeyi doğru bulmuyorum.
İnsan vücudu bir makine değil. Her hafta aynı miktarda kilo vermesini bekleyemeyiz. Bazen hızlı bir düşüş olur, bazen yavaşlar, bazen de tartı birkaç gün hatta bir süre aynı yerde kalabilir. Önemli olan genel gidişattır. Ben hastalarıma mümkün olduğunca tartıyla kavga etmemelerini söylüyorum. Çünkü hedefimiz her sabah tartıya çıkıp birkaç yüz gramın hesabını yapmak değil.
Hedefimiz kilo kontrolünü hayatın doğal bir parçası haline getirmek. “Hocam, Canım Yemek İstemiyor”
Tedavi sırasında hastalarımdan duyduğum cümlelerden biri bu.
İştah azalınca insan ister istemez seviniyor. Özellikle yıllardır iştahını kontrol etmekte zorlanan biri için bu oldukça farklı bir duygu. Ama burada önemli bir ayrıntı var. İştahınızın azalması, hiç yemek yememeniz gerektiği anlamına gelmez. Bazen hastalar çok az yiyerek daha hızlı kilo vereceklerini düşünüyor. Ben bunu istemiyorum. Çünkü benim amacım hastayı aç bırakarak zayıflatmak değil.
Yeterli ve dengeli beslenmesini, özellikle protein alımına dikkat etmesini, sıvı tüketmesini ve mümkün olduğunca kaslarını koruyarak kilo vermesini istiyorum. Mesele mümkün olan en az yemeği yemek değil, ihtiyacınız olanı doğru şekilde yemeyi öğrenmek.
Zayıflama iğnesinin bence en ilginç taraflarından biri hastalarımdan zaman zaman şöyle bir cümle duyuyorum: “Hocam, artık sürekli yemek düşünmüyorum.” Bence üzerinde durulması gereken noktalardan biri bu. Çünkü kilo problemi yaşayan bazı insanlarda mesele yalnızca fiziksel açlık değildir.
Yemek günün içinde gereğinden fazla yer kaplamaya başlayabilir.
Akşam ne yiyeceğim?
Tatlı yesem mi?
Dolapta ne var?
Bir şey atıştırsam mı?
Tedaviyle birlikte bu düşüncelerin azalması hastaya önemli bir alan açabiliyor. Ben tam olarak bu dönemin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü iştahın daha kolay kontrol edildiği bu süreçte porsiyonları küçültmek, gereksiz atıştırmaları bırakmak ve yeni bir yemek düzenine alışmak çok daha kolay olabilir.
İlacı yalnızca kilo verdiren bir araç olarak görmek yerine, yeme alışkanlıklarını yeniden düzenlemek için açılmış bir fırsat dönemi olarak görmek bana daha doğru geliyor.
Bir başka sık karşılaştığım durum da kilo kaybının bir noktada yavaşlaması. Hasta geliyor: “Hocam, ilk başlarda çok güzel gidiyordu ama şimdi durdu.” Bu, tedavinin mutlaka başarısız olduğu anlamına gelmez. Böyle bir durumda önce geriye dönüp bakmak gerekir.
Porsiyonlar biraz büyümüş mü?
Atıştırmalar geri mi dönmüş?
Günlük hareket azalmış mı?
Yeterince su içiliyor mu?
Beslenmenin içeriği nasıl?
Tedavide değiştirilmesi gereken bir şey var mı?
Bunların hepsini birlikte değerlendirmek gerekir. Benim yaklaşımım hemen dozu yükseltmek değildir. Çünkü daha yüksek doz her zaman daha iyi tedavi anlamına gelmez. Amaç hastanın kendisini iyi hissettiği, günlük hayatını rahat sürdürdüğü ve kilo kontrolünün devam ettiği bir dengeyi yakalamaktır.
Kilo takibinde sadece tartıya bakmanın başka bir sakıncası daha var. Hasta bazen tartıya çıkıyor ve beklediği değişikliği göremiyor. Morali bozuluyor. Sonra konuşurken şunu söylüyor: “Hocam ama pantolonlarım bol geliyor.” İşte bu nedenle bel çevresini de önemsiyorum. Kilo, bel çevresi, beslenme, hareket ve kişinin kendisini nasıl hissettiği birlikte değerlendirildiğinde çok daha anlamlı bir tablo ortaya çıkıyor.
Tek bir rakamın bütün tedaviyi yönetmesine izin vermemek gerekiyor.
Bence zayıflama iğnesi tedavisinin en fazla gözden kaçan tarafı burası. Herkes kilo vermeyi konuşuyor. Oysa ben daha başlangıçta hastamla bir gün tedavinin sonrasını da konuşmak istiyorum. Çünkü hedef kiloya ulaşmak hikâyenin sonu değil.
Eğer tedavi boyunca yalnızca ilacın iştah azaltıcı etkisine güvenmişsek ve hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmemişsek, daha sonra zorlanabiliriz. Ama bu dönemi kullanıp porsiyonlarımızı değiştirmişsek, daha düzenli beslenmeye başlamışsak, hareketi hayatımıza sokmuşsak ve ne zaman gerçekten aç olduğumuzu fark etmeye başlamışsak elimizde çok daha güçlü bir şey vardır.
Yeni bir düzen. Ben zayıflama iğnesini böyle görüyorum. Ben zayıflama iğnesini hastanın yerine kilo veren sihirli bir yöntem olarak görmüyorum. Ama doğru kullanıldığında kilo vermeyi ve özellikle kilo kontrolünü ciddi şekilde kolaylaştırabilecek güçlü bir yardımcı olarak görüyorum.
Hastalarıma da başından itibaren bunu anlatıyorum: Bu dönemi sadece tartıdaki rakamı küçültmek için kullanmayın. Kendinizi tanımak için kullanın.
Ne zaman acıkıyorsunuz?
Ne zaman sadece alışkanlıktan yiyorsunuz?
Hangi porsiyon size gerçekten yetiyor? Akşamları neden atıştırıyorsunuz?
Gün içinde ne kadar hareket ediyorsunuz? ;
Bunların cevapları zamanla değişmeye başladığında tedavinin tartının ötesine geçtiğini düşünüyorum. Çünkü benim için iyi sonuç sadece 10, 15 ya da 20 kilo vermek değildir. İyi sonuç; kişinin verdiği kiloyla daha rahat yaşaması, kendisini daha iyi hissetmesi ve mümkün olduğunca o kiloyu koruyabilmesidir.
Bu nedenle hastalarıma söylediğim cümle aslında çok basit: Zayıflama iğnesini sadece kilo vermek için değil, kilo ile ilişkinizi değiştirmek için bir fırsat olarak kullanın.
İzmir'deki kliniğimizde zayıflama iğneleri ve kilo yönetimi konusunda tedavi hizmetleri sunmaktayım.